Çocuklarımız bizim gibi olmalılar mı?

1 Ocak 2022
97 kez okundu

Sev­gi­li okur­la­rım, uzun bir ara­dan sonra tek­rar ya­zı­yor ol­ma­nın zevki ve he­ye­ca­nıy­la he­pi­ni­zi se­lam­la­rım. Bu se­fer­ki yazım belki de pek çok anne ve ba­ba­nın ya­kın­dı­ğı du­rum­la­rın ba­şın­da gelen ço­cuk­la­rı­mı­zın –özel­lik­le er­gen­le­rin- biz­ler gibi ol­ma­ma­la­rı, ortak bir an­laş­ma dili bu­la­ma­ma­mız, ha­ya­tın cid­di­ye­ti­nin far­kın­da ola­ma­ma­la­rı ve en önem­li so­ru­nu­muz olan tek­no­lo­ji ve cep te­le­fo­nu ba­ğım­lı­lık­la­rı üze­ri­ne ola­cak­tır. Bu ko­nu­lar he­pi­mi­zin az ya da çok ya­şa­dı­ğı ço­cuk­la­rı­mız üze­rin­de­ki ortak pay­da­la­rı­mız diye dü­şü­nü­yo­rum. Lafı uzat­ma­dan ko­nu­yu ele al­ma­ya baş­la­ya­lım.

*Ço­cuk­la­rı­mız bizim gibi ol­ma­lı­lar mı?
De­ğer­li okur­la­rım, bizim za­ma­nı­mız­da anne ve ba­ba­mız­la olan kuşak far­kı­mız or­ta­la­ma 20-25 yıldı yani biz­ler 15 ya­şın­da bir er­gen­ken (gerçi bizim za­ma­nı­mız­da er­gen­lik yoktu ama..) 40’lı yaş­la­rın­da olan baba ve an­ne­miz­le ko­nu­şa­bi­le­ce­ği­miz ortak ko­nu­la­rı­mız, bizi üzen veya se­vin­di­ren ortak coşku ve hü­zün­le­ri­miz vardı. Kı­sa­ca dünya bu kadar hızlı de­ğiş­mi­yor, ge­liş­mi­yor­du.
Gü­nü­müz­de ise kuşak farkı -ha­zır mı­sı­nız? 4-5 yıla inmiş du­rum­da O yüz­den ara­sın­da or­ta­la­ma 25 yaş farkı bu­lu­nan bir ebe­vey­nin ço­cu­ğuy­la ara­sın­da 5-6 kuşak fark var di­ye­bi­li­riz.​Hal böyle olun­ca da bazı an­laş­maz­lık­la­rın da ol­ma­sı ka­çı­nıl­maz gö­rü­nü­yor. Peki ne yap­ma­lı­yız? De­ğer­li okur­la­rım unut­ma­ya­lım ki de­ği­şi­me ve ge­li­şi­me di­ren­mek sa­de­ce çö­zü­mü zor­laş­tı­rır. Ço­cuk­la­rı­mı­zı kendi dö­ne­mi­mi­zin imkan, ola­nak ve değer yar­gı­la­rıy­la de­ğer­len­dir­mek, bizim za­ma­nı­mız­da diye baş­la­yan cüm­le­ler kur­mak ma­ale­sef hiç­bir işe ya­ra­maz çünkü onlar ne bizim dö­ne­mi­mi­zi ne im­kan­la­rı­mı­zı ne de değer yar­gı­la­rı­mı­zı bi­li­yor­lar çünkü bun­la­rı hiç görüp ya­şa­ma­dı­lar. O yüz­den ço­cuk­la­rı­mı­zı kendi dö­nem­le­rin im­kan­la­rı için­de ele ala­ma­yız. Ör­ne­ğin bizim za­ma­nı­mız­da aya­ğı­mız­da adi­das, nike ayak­ka­bı­lar yoktu, bun­lar lüks şey­ler­di fakat şimdi her­ke­sin aya­ğın­da bun­lar var­ken biz­le­rin on­la­ra sağ­la­dı­ğı­mız im­kan­la­rı söy­ler­ken bun­lar­dan bah­set­me­miz onlar için far­kın­da­lık ya­rat­mı­yor. Biz­ler okula ya­ma­lı kı­ya­fet­ler­le de gi­der­dik çünkü o şe­kil­de gelen çok öğ­ren­ci vardı ama artık böyle bir durum yok­ken “Biz okula ya­ma­lı kı­ya­fet­le, aya­ğı­mız­da las­tik ayak­ka­bıy­la gi­der­dik.” gibi cüm­le­le­rin on­lar­da far­kın­da­lık ya­rat­ma şansı yok çünkü çev­re­le­rin­de o şe­kil­de kimse yok. Bu ko­nu­da tav­si­yem ço­cuk­la­rı­mı­zı için­de bu­lun­duk­la­rı za­ma­nın im­kan­la­rı­na göre de­ğer­len­dir­me­miz, za­ma­nın değer yar­gı­la­rıy­la ele al­ma­mız en doğ­ru­su ola­cak­tır. Çünkü onlar hiç bizim dev­ri­miz­de hiç bizim şart­la­rı­mı­za göre ya­şa­ma­dı­lar. Onlar için za­ma­nı geri sar­ma­ya ça­lış­ma­nın bir an­la­mı yok. On­la­rı dö­nem­le­riy­le bir­lik­te an­la­ma­ya ça­lış­ma­lı, an­la­mak için çaba sarf et­me­li, ilgi alan­la­rıy­la il­gi­li fikir sa­hi­bi ol­ma­lı ve en önem­li­si on­la­rın din­le­nip önem­sen­dik­le­ri­ni his­set­ti­re­rek biz­ler on­la­rın zaman ve de­ğer­le­ri­ne uyum sağ­la­ma­ya ça­lış­ma­lı­yız. Böy­le­lik­le on­la­rı bizim ala­nı­mı­za hap­set­mek ye­ri­ne biz on­la­rın zaman ve de­ğer­le­ri­ne ortak ola­rak ortak bir dil oluş­tu­ra­bi­li­riz.
*Ha­ya­tın cid­di­ye­tin, zor­luk­la­rı­nız far­kı­na var­ma­la­rı­na, ge­le­ce­ğe odak­la­nıp uzun va­de­li plan­lar ya­pa­ma­ma­la­rı da ço­cuk­la­rı­mız­da göz­lem­le­di­ği­miz diğer bir ortak so­ru­muz diye dü­şü­nü­yo­rum. Bunun ne­den­le­ri neler ola­bi­lir?
Sev­gi­li okur­la­rım şu bir ger­çek ki bu ko­nu­da bizim de bazı yan­lış­la­rı­mız oldu. Ço­cuk­la­rı­mı­zın ha­yat­la yüz­leş­me­si­ne mü­sa­ade et­me­dik, so­run­la­rı­nı ken­di­le­ri­nin çöz­me­le­ri­ne şans ta­nı­ma­dık. Ge­rek­li, ge­rek­siz her ko­nu­yu biz on­la­rın ye­ri­ne hal­let­tik.​Okul­da bir sorun ya­şan­dı so­ru­nu onun ye­ri­ne çöz­mek için okula git­tik, ar­ka­da­şıy­la sorun ya­şa­dı biz onun ye­ri­ne ar­ka­da­şıy­la ko­nuş­tuk, ders ça­lış­ma­dı, biz ça­lı­şıp ona an­lat­tık. Kı­sa­ca­sı ge­le­cek­te kar­şı­la­rı­na çı­ka­cak daha büyük so­run­lar­la baş et­me­le­ri­ni sağ­la­ya­cak tec­rü­be­yi ka­zan­ma fır­sa­tı­nı on­la­ra ta­nı­ma­dık. Hak et­me­dik­le­ri şey­le­ri aldık, hak et­tik­le­ri­ni söy­le­me­dik, olum­suz­luk­la­rı­nı söy­le­yen­le­ri din­le­me­dik, din­let­me­dik böy­le­lik­le ger­çek değil de ide­ali­ze bir dün­ya­nın içine hap­set­tik on­la­rı. Ço­cuk­la­rı­mı­za hedef ko­yar­ken de şuna dik­kat et­me­li­yiz: On ay sonra gi­re­cek­le­ri sınav için ya da on yıl son­ra­ki iş ha­yat­la­rı hak­kın­da koy­du­ğu­muz he­def­ler mey­ve­le­ri­ni uzun va­de­de ve­recek bir süreç ol­du­ğu için ço­cuk­lar gü­dü­len­me so­ru­nu ya­şı­yor. Ko­ya­ca­ğı­mız he­def­ler aylık da değil haf­ta­lık hatta gün­lük olur­sa ba­şar­mış olma duy­gu­su­nu ve ba­şa­rı­nın ver­miş ol­du­ğu öz­gü­ven duy­gu­su­nu ge­liş­ti­rir. Ço­cuk­la­rı­mı­zın ken­di­le­ri­ne olan gü­ven­le­ri­ni yük­sel­tir ve daha iyi işler ya­pa­bil­me­le­ri için ken­di­le­rin­de güç bu­la­bi­lir­ler.​Unutma­ya­lım ki küçük he­def­ler büyük ba­şa­rı­nın mer­di­ven­le­ri­dir.

*Evet şimdi he­pi­mi­zin elini ko­lu­nu bağ­la­yan, bir yerde biz­le­ri en­di­şe­ye sevk eden cep te­le­fo­nu ve bil­gi­sa­yar ba­ğım­lı­lı­ğı­na ge­le­lim.​
Sa­nı­rım en şi­ka­yet edi­len konu bu. Sev­gi­li okur­la­rım, daha önce ge­li­şi­me ve de­ği­şi­me di­ren­me­nin bir hata ol­du­ğu­nu yu­ka­rı­da be­lir­miş­tim. İste­sek de is­te­me­sek de cep te­le­fon­la­rı ha­ya­tı­mı­zın bir par­ça­sı ha­li­ne geldi. Şah­sen ben cep te­le­fo­nuy­la yirmi ya­şın­da ta­nış­tım, yani yirmi yıl­dır ha­ya­tım­da pek ço­ğu­muz için de bu böy­le­dir. Şu anda te­le­fon ço­ğu­mu­zun ol­maz­sa ol­ma­zı du­rum­da. Peki ya ço­cuk­la­rı­mız… Onlar doğ­duk­la­rın­dan beri, çok küçük yaş­lar­dan iti­ba­ren, ko­nuş­ma­yı, yü­rü­me­yi bil­me­dik­le­ri za­man­la­rın­dan beri bu araç­la iç içe­ler. Bazen ye­mek­le­ri­ni ye­sin­ler diye bazen yor­gun ol­du­ğu­muz­da bizi rahat bı­rak­sın­lar diye el­le­ri­ne cep te­le­fon­la­rı­mı­zı he­pi­miz ver­me­dik mi? Oysa şimdi ne di­yo­ruz ço­cuk­la­rı­mı­za “bırak şu te­le­fo­nu ala­ca­ğım ver­me­ye­ce­ğim bir daha “ bu bir tezat değil mi? Te­le­fo­nu on­la­rın ha­ya­tın­dan çı­kar­ma im­ka­nı­mız yok­tur, buna güç ye­ti­re­me­yiz, ha­yat­la­rın­dan çı­kar­sak bile yine de on­lar­da is­te­di­ği­miz de­ği­şim­le­ri göz­lem­le­ye­me­yiz.

*O zaman ne yap­ma­lı­yız?
Sev­gi­li okur­la­rım bazı ger­çek­le­ri de­ğiş­ti­re­me­yiz ama yö­ne­te­bi­li­riz. Ne demek is­te­di­ği­mi aça­yım. Te­le­fo­nu ço­cuk­la­rı­mı­za so­rum­lu­luk­la­rı­nı ye­ri­ne ge­tir­dik­ten sonra bir ödül ola­rak sun­ma­lı­yız. Misal ola­rak gün­lük iki saat ya da bir saat ders ça­lış­ma­sı ge­re­ki­yor­sa ço­cu­ğu­muz bu so­rum­lu­lu­ğu ye­ri­ne ge­tir­dikçe sonra elin­de­ki te­le­fo­nu­na ka­rış­ma­ma­lı­yız. On­la­ra bu aracı bı­rak­ma­la­rı­nı değil onu nasıl yö­ne­te­cek­le­ri­ni öğ­ret­me­li­yiz. Ço­cuk­la­rı­mı­zı sanal dün­ya­dan ko­pa­ra­bil­mek adına çe­şit­li spor ya da sanat kurs­la­rı­na yaz­dır­ma­lı­yız. Fark­lı ilgi alan­la­rı oluş­tur­ma­la­rı­na yar­dım et­me­li­yiz. Mut­la­ka bir enst­rü­man çal­ma­yı öğ­ren­me­le­ri­ni sağ­la­ma­lı­yız. Bir sos­yal ku­lü­be üye ol­ma­la­rı­nı sağ­la­ma­lı­yız ki bil­me­nin, öğ­ren­me­nin, zaman ge­çir­me­nin te­le­fon dı­şın­da da müm­kün ol­du­ğu­nu gör­sün­ler. Te­le­fon­la ara­la­rı­na me­sa­fe koy­ma­ya ça­lış­tı­ğı­mız­da do­ğa­cak boş­luk his­si­nin ye­ri­ne mut­la­ka bir şey­ler kon­ma­lı­dır ki ço­cuk­lar yok­sun­luk his­si­ne ka­pı­lma­sın. Unut­ma­ya­lım ki her çağın ilgi, istek ve he­def­le­ri fark­lı­dır. Ya­şa­dı­ğı­mız bu çağ bizim değil on­la­rın çağı. On­la­rın olan bu çağı on­lar­dan bizim ça­ğı­mız­da­ki gibi ya­şa­ma­la­rı­nı bek­le­mek yan­lış­lık olur. Ka­zı­da or­ta­ya çıkan Sümer tab­let­le­rin­de bile “ bu genç­lik ne­re­ye gi­di­yor” yazan bir tab­let bu­lun­muş­tur. Ge­li­şim ve de­ği­şim dur­du­ru­la­bil­sey­di, her ku­şa­ğı ken­di­miz gibi ya­pa­bil­sey­dik bugün hala Sümer dev­rin­de ya­şı­yor olur­duk.​Sonuç ola­rak ge­li­şi­mi ve de­ği­şi­mi dur­du­ra­ma­yız ama yö­ne­te­bi­li­riz.
Sağ­lık­la kalın…