Hazırlayan: Özgür GÜN
Köylerden kentlere göçün başlıca nedenlerinden birisi de yaşanan endüstriyel gelişme sonucu şehirlerde ortaya çıkan iş gücü ihtiyacı olmuştur. 1970’li yıllarda Aliağa’nın da sanayileşmesi ile birlikte etraf köylerinden göç başlamış, kısa bir süre içerisinde ihtiyar nüfus dışında köylerde kimse kalmamıştır.
Köyden şehre göçün öncülüğünü yapanlar, zamanla geride bıraktıkları eş, dost ve akrabalarının da köylerini bırakıp kente göç etmelerine vesile olunca köyler yalnızlığa terk edilmişlerdir. Bu köylerin arasında öyle bir Osmanlı köyü var ki; o köy sanayileşmeyle ile birlikte İzmir’in endüstri kenti haline gelen Aliağa’nın ıssız dağları arasında yalnızlığa terk edilmiş eski köydür.
Son zamanlarda artan nüfus fazlalığı, şehrin gürültüsü, stresi ve insanların eskiye özlemi biraz artmış olmalı ki terk edilmiş köylere yeniden dönüşün hikâyesini kısa bir zaman sonra yazacak gibiyiz. Aldığımız bazı duyumlar üzerine Aliağa’dan hemen hemen 23 km uzaklıkta olan Eski Hacıömerli Köyüne ziyarette bulunduk.
Şuan için köyde beş aile yaşamakta. Daha önce 2 aile yaşamaktayken son zamanlarda üç aile daha köye geri dönüş yapmış durumda. Bunun dışında farklı projelerle buraları ziyaret edenlerde olmuş. Özellikle turizmci kısmı araştırmalar yapmakta olduğu herkesçe biliniyor. Butik otel, butik köy veya mistik bir köy havasını yaratmak isteyenlerde olmuş. Bu konuyu köyde yaşayan ailelere ve şuan ki tabiri caizse yeni Hacıömerli mahalle muhtarına sorduk.
Hala köyün de yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan İbrahim Avcı ile köyün tarihini ve tekrar köye dönüşlerin olup olmadığını ve dışarıdan taleplerin durumunu sorduk.
İbrahim Avcı bize köyünü ve o günleri şöyle anlatıyor: “Köyümüzün tarihi çok eskilere dayanır. Köyümüzde eski yazıyı bilenler mezarlıkta bulunan bir mezar taşının üç yüz yıl öncesineait olduğunu söylüyor. Köyümüz o zamanlar yüz elli haneye sahip olup civardaki büyük köylerden biriydi.
Bu görmüş olduğunuz evlerin altında ahırlar vardı.
Çünkü burada herkes hayvancılıkla geçinirdi. Tabi Hayvancılığın yanında ve tarımla da uğraşırlardı. Köyümüzde o zamanlar iyi hatırlıyorum; ayakkabıcı, bakkal, mandıra, değirmen, semerci,tüfekçi vardı. Okulumuzda 60 öğrenci okuduğunu hatırlıyorum. Köyümüz çok güzeldi.
Ama işte 1970’li yıllarda Aliağa’da fabrikalar kurulunca burada yaşayan halk köyü terk etmeye başladı. Buradan göç edenler şuan ki Mavi Köşe’ye ve Aliağa’ya göçler oldu.
Göçten sonra köyde sadece iki hane kaldı. Şimdi ise benimle birlikte üç hane geri geldi. Şuanda köye talep var. Dışarıdan gelenler burada satılık yer var mı? diye soruyorlar.Ne yapacaksınız diye sorduğumuzda zeytin ağacı dikeceğiz diyorlar.Bana göre köylere geri dönüşler başladı diye düşünüyorum. Şunu da belirtmek istiyorum ki çocukluğumun köyünü çok özledim.”dedi.
Diğer bir köy sakini olan Halil Yıldırım ise bakın bizlere Hacıömerli’yi nasıl anlatıyor.“Köyümüz eski bir yerleşim yeri. Tarihi Osmanlı dönemine dayanıyor. Köyümüzde zamanında semercisinden, tüfekçisine birçok meslek dalında esnaf bulunurmuş. Bulunurmuş diyorum çünkü göç zamanını yaşımdan dolayı pek hatırlamıyorum. Köyde kalan ailelerden biride benim ailem. Bende Aliağa’da çalışıyorum.
Fakat köyümü terk etmedim. Köyümüzün geçim kaynağı hayvancılıktı. Bizler de hala hem tarım hem de hayva
ncılıkla uğraşıyoruz. Sanayileşme olunca köyde bulunan halk geçim derdinden dolayı köyü terk etmek zorunda kalmış. Şundan köyde beş hane bulunuyor. Ama yine köyümüze dönüşler başladı. Görmüş olduğunuz gibi köyümüzde her şey mevcut. Bir tek suyumuz yok ama köyümüzde yaklaşık
70’e yakın su kuyusu var. Son zamanlarda köyümüz film platosu haline geldi diyebiliriz. Bize yararı var mı? Yok mu?Der iseniz orası muallak. Son bir film çekimi olmuştu. Biraz yapılara zarar verdiler. Birde elektrik direkleri söküldü, onun dışında ne zararı nede yararı oldu.”
1970’li yılların başlarında Aliağa Tüpraş Rafinerisinin kurulmaya başlaması ve sonlarına doğruda Petkim Rafinerisinin kurulmasıyla birlikte halkın köyü yavaş yavaş terk etmeye başladığını anlatan Hacıömerli Mahalle Muhtarı Ali Dündar sözlerine şöyle devam ediyor. “ Köyümüzün kuruluşu 400 yıl öncesine dayanır. Osmanlı zamanında kurulmuş bir köydür. Uzun yıllar Yunt Dağı’nın merkezi olmuş ve civar köylerin bütün pazarına, nalbandına, zeytinyağı fabrikasına, un fabrikasına, tüfek tamirine, terzisine, marangozuna yani Yunt Dağı’nın bütün işlerini gören civar köylerden, gelip kalınan büyük bir köy olmuştur. 1970’li yıllarda Aliağa’da sanayi kuruluşlarının açılmasıyla köylülerimiz hayvancılıktan başka bir uğraşları
olmadığından geçim şartları zorunluluğundan sanayi kuruluşlarında çalışmaya başladılar. Köyün uzaklığı bakımından şuan da bulunduğumuz esas Hacı Ömerli yani Mavi köşe olarak bir yerde geçmese bile mavi köşe olarak bilinen yere vatandaşlar göçmeye başladı. Eski muhtarımız göç başlayacağını düşünerek özel bir plan çizdirmiş. Aliağa’ da plan üzerine kurulan tek köy burası olmuştur. Yukarı köyümüzde tabi saydığım gibi her şey vardı. Yıllardır camimizin odası, misafirhanesi hatta hayvanlarına bile bakacak odası mevcuttur. Yukarı köyümüzde beş hane yaşamaktadır. Geri dönüş yavaş yavaş başladı gibi diyebiliriz. Sürekli olarak buralara gelip satılık arsa, tarla var mı? Diye soruyorlar. Bizler buranın eski yaşayanları olarak köyümüzün yeniden canlanmasını tabii ki isteriz. Köyümüzle ilgili yapılacak herhangi bir projeyi iyi olacak yönde ise destekleriz. “
Konumu itibariyle Çandarlı Körfezine hakim durumda olan ve Güzelhisar baraj gölünün oluşması ile birlikte eşsiz bir manzaraya daha sahip olan terk edilmiş bu köy, birkaç saatliğine de olsa; yorucu kent hayatının verdiği stresten ve günlük telaşlarından uzaklaşmak isteyen vatandaşların kaçamak yaptığı ‘gizli cennet’ nite
liğini hala taşıyor. Bizden söylemesi burası da yapılaşmadan gelin bir görün deriz.



